|
SU
ÜRÜNLERİNİN DÜNYADA VE TÜRKİYE’DEKİ DURUMU
H.Hicri KARAKA޶
Hüseyin TÜRKOĞLU‡†
Bu çalışmada dünyada ve Türkiye’de su ürünleri
üretiminin durumu incelenmiştir.Ülkemizde 2003
yılında denizlerden 463.074 ton, içsulardan 44.698
ton balık avlanmıştır. Aynı yıl 79.943 ton balık
yetiştirilmiştir. İçsu ve denizlerimizde
yetiştirilen balık miktarı 2000 yılına kadar artış,
sonraki yıllar ise azalma eğilimi göstermiştir.
Avcılık yoluyla üretilen balık miktarı da yıllara
göre dalgalanma göstermiştir. Türkiye işlenmemiş
balık ithal ederken işlenmiş balık, yumuşakçalar ve
kabuklular ihraç etmektedir. İhracatımızın %70-80’i
AB ülkelerine (Fransa,Almanya ve Belçika) yapılmakta
ikinci sırada ise Japonya gelmektedir. Son yıllarda
Çin’e ihracatımız artmaktadır. Ancak, deniz ve içsu
potansiyelimizi değerlendirebilmek için başta çevre
kirliliğini ve balık stokları nın azalmasını
önlemek için tedbir almak gerekmektedir. Ayrıca,
içsularımızda ve baraj göllerimizde kültür
balıkçılığı yöntemlerinin tanıtılması ve teşvik
edilmesi, ekonomik balık türlerinin geliştirilmesi,
bulunmayan ekonomik türlerin de faunaya zarar
vermeyecek şekilde adaptasyonunun sağlanması
gerekmektedir.
GİRİŞ
Tarih boyunca medeniyetler genellikle su
kaynaklarının yakınlarına kurulmuştur. İnsanlar,
gıda, ulaşım ve benzeri alanlarda ekonomik değeri
olan bu kaynağa sahip olmak ve kontrol etmek için
çabalamıştır. Bu bölgelere sahip olanlar, su
kaynaklarından çeşitli su ürünleri avlama ve üretme
yolları aramışlar, büyük medeniyetler kurmuş ve
çevresine de hakimiyetini kabul ettirmiştir.
Omurgalı hayvanların en büyük grubunu (%42.6)
balıklar, bunların da %40’nı sazangiller (Cyprinidae)
familyası oluşturmaktadır (Çelikkale,
1991).Balıkların büyüklüğü ve yaşam koşulları
oldukça değişkenlik göstermektedir. Bu farklı yaşam
koşulları, çok sayıda balık türünün oluşmasını
sağlamıştır. Balıklar, görünüm olarak da çok
farklılık gösterirler. Örneğin; Dilbalığı (Pleuronectes
platessa),
Deniz atı (Hipocampus
guttulatus),
Büyük paçavra balığı (Phyllopteryx
eques),
Zargana (Belone
belone),Deniz
iğnesi (Syngnatus
acus)
vb. balıkların görünüşleri pek alıştığımız balık
şekli olan iğ (fusiform) şeklinde değildir (Çelikkale,
1991).Türkiye’de içsu kültür balıkçılığı
faaliyetleri 1960’lar da alabalık yumurtalarının (Oncorhync
hus mykiss) Avrupa’dan ithali ve ardından Marmara
bölgesinde ilk özel çiftliğin kurulmasıyla başladı (Memiş
ve ark.,
2002). Türkiye’de balık yetiştiriciliğinin geçmişi
henüz yeni olmasına rağmen, nispeten hızlı bir
gelişme göstermiştir. Örneğin; 1988 yılında
yetiştiriciliğin toplam su ürünleri içerisindeki
payı %0,6 iken bu pay 2003 yılında %14 olmuştur (Civaner,
2004; Anonim, 2004). Aynı hızlı büyü me dünya
genelinde de görülmektedir. Örneğin; 1990’ların
ortalarında yetiştiriciliğin toplam su ürünleri
üretimi içindeki payı %11,58 iken bu oran 2001
yılında%34 olmuştur (Aras
ve ark..,
1997; Çeliker,2004).
Balıkçılığın Tarihsel Gelişimi
Balıkçılık, tarihin ilk dönemlerinden bu yana,
ekonomik olarak anlamlı ve evrenselboyutta
uygulanan, toplama ve avcılık yöntemiyle yiyecek
üretiminin günümüze kalan tek örneğidir. Balıkçı
takımlarının dizaynı, üretimi ve kullanımı,
insanlığın en eski teknolojilerine örnek
oluşturmaktadır.Paleolitik çağın sonlarında ve buzul
çağından
sonra mezolitik çağa ait balıkçı mızrakları,
kancaları, olta ve ağ kurşunlarına ait kalıntılar
bulunmuştur. Günümüzden 8000 yıl önce İberya
yarımadasının kuzeyinde yaşayan insanların, bol
balık bulunan mevsimlerde
kıyılarda, diğer mevsimlerde ise denizin iç
kesimlerinde ve derinlerde avcılık yaptığı yine MÖ.
500 yıllarında, Fenikeliler ve Kartacalıların açık
deniz balıkçılığı yaptıkları, balık filetolarını
saklayabildikleri, Batı Akdeniz’den Yunanistan’a
deniz balığı filetoları taşıdıkları bildirilmiştir (Gordon,
1983; Karakaş, 2001). Bu durum, balık avcılığı
tarihinin çok eskilere gittiğini göstermektedir.
Balık avcılığının yanı sıra kültür balıkçılığı da
insanlığın ilk uğraşlarından birisidir. Doğu ve
güney ülkelerinde tarım arazilerini sulamak amacıyla
yapılan kanal ve göletler de balık yetiştiriciliği
başlamış, daha sonra özel yapılmış havuzlarda
kültürbalıkçılığı yapılmış, hatta balıkçılığa ait
bazı yasalar da çıkartılmıştır. Bu sistem daha sonra
Romalılar tarafından Avrupa’ya götürülmüştür
DÜNYADA ve TÜRKİYE’DE SU ÜRÜNLERİNİN DURUMU
1997 yılı verilerine göre, dünyada üretilen tüm
balık miktarı, 95 milyon ton dolayındadır. Bunun 68
milyon tonu denizden, 13 milyon tonu içsulardan ve
11 milyon tonu da kültür yoluyla üretilmektedir.
(Aras
ve ark.,1997).
2001 Yılı toplam su ürünleri üretimi 142 milyon ton
dolayındadır. Bu üretimin %66'sı avcılık, %34'ü ise
kültür balıkçılığı ile sağlanmıştır. En önemli
üretici, toplam üretimin %36'sını ve kültür
balıkçılığı üretiminin ise %71'ini tek başına
sağlayan Çin'dir (Çeliker, 2004). Dünya deniz
ürünleri üretiminin % 61’i Pasifik’ten, % 28.3’ü
Atlantik’ten, %6’sı Hint Okyanusu’ndan ve %2.5’i de
Akdeniz ve Karadeniz’den elde edilmektedir.
İçsulardan elde edilen su ürünlerinin yaklaşık %70’i
Asya kıtasında avlanmakta, bunu sırasıyla Afrika,
Avrupa, Güney Amerika ve Kuzey Amerika takip
etmektedir (Çelikkale
ve ark.,
1999a). 2000 yılında ise Rusya Federasyonu 365.900
ton, Türkiye 86.000 ton, Almanya 58.500 ton Fransa
56.200 ton, İtalya 53.300 ton, Polonya 52.000 ton
kültür balıkçılığı üretimi yapmışlardır. İspanya
42.200 ton, Finlandiya 39.000 ton, Danimarka 36.500
ton üretim
yaparken, Bosna-Hersek, Belçika, İrlanda, Makedonya,
Moldova, Slovenya, Portekiz, Arnavutluk, Litvanya,
Norveç ve Güney Kıbrıs 2.500 ton veya daha az üretim
yapmışlardır (Anonim, 2005a). Batı Avrupa
Ülkelerinin FAO tarafından verilen 1990 ve 2000
yıllarındakiiçsu su ürünleri üretim durumları
Çizelge 1’de
verilmiştir. 1990’lı yıllardan beri içsu
yetiştiricilik ürünleri üretimi Türkiye’de 86.209
ton,Almanya’da 58.500 ton ve Fransa’da 56.200 tona
yükselmiştir. Görüldüğü gibi bu dönemde ülkemizin
içsu üretimi ikiye katlanmıştır
(Anonim, 2005a). FAO kaynaklarında Türkiye’nin
kültür balıkçılığı yoluyla 2000yılında yaptığı
üretim 86.209 ton olarak belirtilmesine rağmen. T.C.
Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracatı
Geliştirme Etüt Merkezi (İGEME)’ nin Su Ürünleri Dış
Pazar Araştırması konulu araştırmada 2000 yılında
79.031 ton olarak gerçekleştiği belirtilmektedir.
Çizelge 1.
Batı Avrupa ülkelerinde 1990 ve 2000 yıllarında
toplam yetiştiricilik ürünleri üretimi (ton)
(Anonim, 2005a).
Ülkeler 1990 Ülkeler 2000
Finlandiya 54.679
Türkiye 86.209
Almanya
54.271
Almanya 58.518
İtalya
54.150
Fransa 56.209
Fransa
50.155
İtalya 53.315
Türkiye
41.552
İspanya 42.255
Danimarka
35.842
Finlandiya 39.003
İspanya 31.823
Danimarka 36.528
İsrail 16.667
İsrail 19.036
İngiltere
16.584
İngiltere 11.874
Yunanistan 5.937
Hollanda 8.619
İsveç 5.923
Yunanistan 6.279
İsviçre
4.228
İsveç 4.271
Hollanda
3.836
Avusturya 3.706
Avusturya
3.659
İsviçre 2.759
İrlanda
3.641
Belçika 2.152
Portekiz
2.387
İrlanda 2.078
Belçika 1.186
Portekiz 1.293
İzlanda 789
İzlanda 1.137
Norveç 483
Norveç 578
Güney Kıbrıs 73
Güney Kıbrıs 156
Toplam 387.865 Toplam 435.975
Balıkçılık sektörü, Avrupa Birliğine (AB) üye
ülkelerin gayrı safi milli hasılasının %1 kadarını
oluşturmaktadır. Balıkçılık, genellikle
alternatiflerin kıt olduğu bölgelerde iyi bir
istihdam kaynağı olarak değerlendirilmektedir. 2001
yılında, 15 üyedenoluşan AB, 7,4 milyon tonluk balık
üretimi iledünya üretiminin %5’ini karşılamış ve Çin
(51milyon ton) ve Peru’dan (8 milyon ton) sonra
dünyanın üçüncü büyük balıkçılık gücüneerişmiştir.
Bu üretimin dörtte biri Danimarka tarafından
karşılanmıştır. 10 yeni AB üyesinin 2001 yılı toplam
üretimi 775.000 ton olup toplam AB üretiminin
yaklaşık %5’ini oluşturmaktadır. Aynı dönemde
Türkiye’nin üretimi 600.000 tondur. AB ülkelerinde
en fazla elde edilen balıkçılık ürünleri çaça
balığı,ringa, uskumru, tuna balığı, sardalya, hamsi
ve
kabuklu deniz ürünleridir. Yetiştiricilik ise daha
çok alabalık somon midye istiridye, levrek, karagöz
ve kalkan üretiminde yoğunlaşmıştır (Anonim, 2005b).
AB, 1995 yılında yaklaşık 1.6 milyon ton su ürünü
ihraç etmiş, aynı dönem içinde 4.3 milyon ton
ithalat yapmıştır (Çelikkale
ve ark.,
1999b). Bu durum, AB’nin su ürünleri potansiyeli
hakkında ip ucu vermektedir. Avcılık yoluyla elde
edilen balıkmiktarının talebi karşılayamaması
nedeniyleartan dünya nüfusunun balık ihtiyacının
yetiştiricilikten (aquaculture) karşılanacağı kabul
edilmektedir. Bugün dünyada kültür balıkçılığı
yoluyla yaklaşık 11 milyon ton üretim yapılmakta, bu
miktarın 20-30 katına
çıkabilme potansiyeli bulunduğu bildirilmektedir
(Aras
ve ark.,
1997). AB ülkelerinde üretilen balık toplamının
yaklaşık üçte birini kültür balıkçılığı
oluşturmaktadır (Anonim, 2005b). Dünyada üretilen
balıkların 28.4 milyon
tonu taze olarak tüketilirken 15.96 milyon tonu
dondurularak, 12.28 milyon tonu konserveye
işlenerek, 10.38 milyon tonu ise tütsülenerek veya
kurutularak değerlendirilmektedir
Su Ürünlerinin Türkiye’deki Durumu
Türkiye, 8333 km deniz kıyısı ve su ürünleri üretim
alanı olarak kullanılabilecek 178.000 km uzunluğunda
akarsu, yüzey alanları 200 bin hektarın üzerinde
olan yaklaşık 200 adet doğal göl ve 3442 km2
genişliğinde baraj gölüne (Çizelge 2) sahiptir
(Çelikkale
ve
ark.,
1999b). Toplam üretimin yaklaşık %74’ü Karadeniz’den
sağlanmaktadır.
Üretim bakımından yıllara göre 25-30. sıralarda
bulunan ülkemizin ilk 20 ülke içinde yer almasını
sağlayacak potansiyeli bulunmaktadır (Çelikkale
ve ark.,1999a).
Fakat çeşitli nedenlerle bu potansiyelini yeterince
değerlendirememektedir. Denizlerimiz veiçsularımız,
soğuk ve sıcak su balığı
Çizelge 2.
Türkiye’nin su ürünleri üretim alanları (Civaner,
2004)
Üretim yeri Yüzölçümü (ha) Sayı (adet)
Akdeniz, Karadeniz, Ege ve Marmara
Denizi 24.600.000 4
Doğal göller
1.000.000 200
Baraj gölleri
340.000 206
Gölet
10.000 953
Akarsular
200.000 33
Toplam 26.150.000 1.396
çeşitlerinin avlanması ve yetiştirilmesi için uygun
ekolojik özelliklere sahip olması ve taşıdığı çok
çeşitli balık türleri bakımından zengin
kaynaklardır. Yaklaşık olarak Karadeniz’de 240,
Marmara Denizi’nde 200, Ege Denizi’nde 300 ve
Akdeniz’de 500 balık türü bulunmaktadır. Ancak
ekonomik değeri bulunan deniz ürünü türü sayısı 100
civarındadır. Denizlerimizde pelajik ve demersal
balıklara ek olarak kabuklu, yumuşakçalar ve diğer
türler avlanmaktadır (Çelikkale
ve ark.,
1999b; Anonim, 2003). Türk balıkçı filosu 1970
yılında 6.376 adet olan balıkçı teknesi sayısı geçen
otuz yılda % 116.39 oranında artarak 1999 yılına
13.797’ye çıkmıştır. Avlama filomuzun aşırı büyümesi
sonucu filo, eski avlanma rejimindeki birim tekne
başına düşen av miktarına ulaşabil mek için aşırı
avcılığa yönelmiştir (Koç, 2001). Bu nedenle
avcılık, filonun büyümesiyle aynı oranda artmamış
hatta düşüş göstermiştir. Denizlerimizden elde
edilen su ürünleri üretimi en yüksek seviyeye
850,700 ton’la
1985 yılında ulaşmıştır. Deniz üretimimizin yaklaşık
%65-70’ni hamsi oluşturmaktadır. Kontrolsüz ve
bilinçsiz avcılık sonucu Karadeniz hamsi stokunda
ciddi oranda azalma olmuştur. 1986 yılından itibaren
toplam deniz
ürünleri üretimi azalmaya başlamış, 1991 yılında
364,661 ton ile en alt seviyeye düşmüştür. Bu durum
avcılıkta –hamsi avcılığında- tedbir alınmasını
zorunlu kılmıştır. Alınan tedbirler sonucu toplam
üretimde bir artış olmuşsa da bu durumun devamlılığı
sağlanamamıştır. Örneğin; 1994 yılında 601.104 ton
üretim yapılmışken, sonraki
yıllarda tekrar düşüşe geçen deniz ürünleri
üretimimiz, 2002 yılında 522.744 tona, 2003’te ise
463.074 tona kadar gerilemiştir (Aras
ve
ark.,
1997; Civaner, 2004; Anonim, 2004). Türkiye’nin
denizlerdeki üretimi (Şekil 1) dikkate alındığında
avcılık yoluyla üretimin yaklaşık %74'ü
Karadeniz'den sağlanmaktadır. Bunu %15 ile Marmara
izlemektedir. En az balık ise %3 ile Akdeniz'den
avlanmaktadır. Türkiye, Akdeniz' den - bir km² deniz
alanındaen
az üretim yapan ülkelerden birisidirToplam su
ürünleri üretimimiz (2003 yılında 587.715 ton)
içerisinde deniz ürünleri üretimi son 10 yılda
giderek azalmış, yetiştiriciliğin payında ise önemli
bir artış olmuştur. Bugün
yaklaşık olarak içsulardan avlanan balık miktarının
iki katına ulaşmıştır. (Anonim, 2003; Anonim, 2004).

Şekil 1.
Denizlerdeki üretimin bölgelere göre dağılımı
(Anonim, 2004)
İçsu Ürünleri Üretimi
Ülkemizin içsu ürünleri potansiyeli yüksek olmasına
rağmen, üretim miktarı oldukça düşüktür. Son 10
yıllık verilere göre toplam üretimin %7-10’u
içsulardan karşılanmaktadır. İçsulardaki üretimin
toplam Üretime katkısı düşük olmakla birlikte,
kırsalalanlarda istihdam açısından önemi büyüktür.
2002 yılı istatistiklerine göre toplam 43.938 ton
olan üretimin büyük bir kısmı, 18 türün avcılığından
sağlanmıştır. Önemli türler, tatlı su kefalı (%36),
sazan (%20), ve levrek (%6)’tir. 2003 yılı
istatistiklerine göre toplam 44.698 ton olan
üretimin %94’ü 20 türün
avcılığından sağlanmıştır. Önemli türler, inci
kefali %32, sazan %31, kerevit %5, gümüş, levrek ve
salyangoz
%4’tür (Anonim, 2004). İçsulardaki üretiminin
bölgelere göre dağılımı (Şekil 2) irdelendiğinde,
inci kefali üretimi yapılan Van Gölü ile Doğu
Anadolu Bölgesi önde gelmekte, bunu İç Anadolu ve
Akdeniz Bölgesi izlemektedir (Anonim, 2003; Civaner,
2004). Kızılırmak’tan sonra en uzun akarsuyumuz olan
Fırat Nehri faunasında 30
kadar balık türü yaşamaktadır (Çizelge 3). Atatürk
Baraj Gölü, Van Gölü’nün

Şekil 2.
İçsulardaki üretimin bölgelere göre dağılımı
(Anonim, 2004)
Çizelge 3.
Atatürk baraj gölü faunasında bulunan bazı balık
türleri (Bozkurt, 1994).
No Balık adı Yerel adı
1
Tor grypus
Şabut
2
Silurus triostegus
Mezopotamya
yayını
3
Barbus xanthopterus
Bıyıklı balık
4
Barbus rajonorum mystaceus
Bıyıklı balık (Sirink)
5
Bertinius subquincunciatus
Bıyıklı balık (Benekli barbus)
6
Copoeta trutta
Karaca
7
Capoeta capoeta umbla
Sarıbalık (Siraz )
8
Aspius vorax
Kurt balığı (Sis balığı)
9 Leuciscus lepidus
Akbalık
10
Leuciscus cephalus orientalis
Tatlı su kefali
11
Chondrostoma regium
Kababurun
12
Liza abu (Mugil abu)
Tatlı su kefalı (Kefal)
13
Acanthobrama marmid
Tahta balığı
14
Carasobarbus luteus
Bizir,
Pullu
15
Barbus plebejus lacerta
Bıyıklı balık
16
Cyprinion macrostomus macrostomus
-
17
Mastacembelus simack
Dikenli yılan balığı
18
Cyprinus carpio
Aynalı sazan olduğu düşünülürse en büyük talı su
rezervimizdir. Bu baraj gölü sistemi Fırat
sisteminin bütün faunistik özelliklerini
taşımaktadır. Atatürk baraj gölünde
Cyprinidae
(14 tür), Mugilidae (1 tür), Mastacembelidae (1tür)
ve Siluridae (1 tür) familyalarına mensup balıklar
bulunmakta (Bozkurt, 1994; Karakaş,
2005). Ayrıca balıklandırma amacıyla DSİ tarafından
aynalı sazan (Cyprinus
carpio)
yavrusu bu göle bırakıl mıştır.
Kültür Balıkçılığı (Yetiştiricilik)
Ülkemizde 1970’li yıllarda başlayan kültür
balıkçılığı son yıllarda hızla gelişmiş2004 yılı
değerlerine göre içsularda 1301, denizlerde ise 358
adet olmak üzere toplam 1659 işletme bulunmaktadır
balık çiftliği sayısı
1.646’a, toplam üretimdeki payı da %14’de ulaşmıştır
(Şekil 3). 2003 yılı verilerine göre
yetiştiricilikle su ürünleri üretimi içsularda
40.217 ton, denizlerde ise 39.726 ton olarak (toplam
79.943 ton) gerçekleşmiştir (Çizelge4). Bu değerin
milli ekonomiye katkısı yaklaşık 350 milyon
dolardır. Ancak denizde kültür balıkçılığı amacıyla
kullanılan alanların aynı zamanda turizm sektörüne
de uygun olması ve 1380 sayılı Türk Balıkçılık ve
Kültür
balıkçılığı Kanunu’nun su ürünleri yasasının

Şekil 3.
Yetiştiriciliğin toplam üretimdeki payı (Anonim,
2004).
ihtiyacı karşılamaması nedeniyle bu alanda büyük bir
sıkıntı yaşanmaktadır (Çelikkale, 1999b; Anonim,
2003; Aydın, 2005; Memiş
ve
ark.,
2002; Anonim, 2004). Deniz yetiştiriciliğin de
üretimi arttırmadaki başlıca sıkıntı yetersiz
sayıdaki yavrudur (Memiş
ve ark.,
2002). 2000 yılında doğal stoklara zarar veren
doğadan yavru toplama yöntemi yasaklanmıştır.
Çiftliklerin yavru ihtiyacını karşılamak üzere
toplam kapasitesi 154 milyon adet/yıl olan 2’si
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na, 19’u özel sektöre
ait olmak üzere, toplam 21 adet çipura ve levrek
kuluçkahanesi kurulmuştur (Aydın
ve ark.,
2005). Tablodan da görüldüğü gibi 1990 da 5.782 ton
olan kültür balığı üretimimiz yaklaşık 14 kat
artarak 2003 yılında 79.943 tona ulaşmış, bir önceki
yıla göre ise %30,7 oranında artmış tır. Ülkemiz
içsu ürünleri üretimi 1998 yılına kadar (54.640 ton)
her yıl artmış, ancak sonraki yıllarda ise azalarak
2002 yılında 43.938 ton’a 2003 yılında 44.698 ton
kadar düşmüştür. Yetiştiricilikte ise 2000 yılına
kadar
(79.031 ton) her yıl artmış, ancak 2001 yılındaki
ekonomik krizin de etkisiyle toplam üretimimiz
azalmaya başlamış ve 2002 yılında 61.165 ton’a kadar
gerilemişse de 2003 yılında 79.943 ton üretim
gerçekleştirerek 2000
yılındaki seviyeye ulaşmıştır. 2002 yılı verilerine
göre yetiştiriciliğin toplam su ürünleri üretimi
içerisindeki payı
%9.7 düzeyindedir (Civaner, 2004). 2003 yılı
verilerine göre yetiştiriciliğin toplam su ürünleri
üretimi içerisindeki payı %14 düzeyindedir (Anonim,
2004). Ülkemizde, İçsularda ağırlıklı olarak
gökkuşağı alabalığı ve aynalı sazan, denizlerde ise
çipura ve levrek yetiştiriciliği (Şekil 4), (Çizelge
4) yapılmaktadır. Ülkemizde 2000 yılında yetiştiri
len su ürünleri miktarı değişik kaynaklarda farklı
verilmekle birlikte, İçsulardan avcılıkla elde
edilen miktarı geçerek 82.031 tona ulaşmıştır.
İçsularda en fazla yetiştirilen balık türleri
alabalık ve sazan olup toplam üretimi 46.385 ton
olduğu, denizde yetiştirilen en önemli kültür
balıkları arasında gökkuşağı alabalığı, çipura,
karides, levrek, midye ve somon bulunduğu
bildirilmiştir (Anonim, 2003). Türkiye'de kalkan
balığı stoklarının tükenme noktasına gelmesi üzerine
Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) ile
ortaklaşa yürütülen bir proje başlatılmış tır. Bu
projeden olumlu sonuçlar alınmış ve Karadeniz’de
kalkan balığı stokunu korumak için yaklaşık 7 bin
kalkan balığı yavrusu Su Ürünleri Merkez Araştırma
Enstitüsü'nce Karadeniz'e bırakılmış son dönemde
ticari hale
getirme çalışmaları sürmektedir (Anonim,
2005c).Türkiye’nin su ürünleri ihracatı 2003 yılında
bir önceki yıla göre %25 artarak 154 milyon dolar
olmuş, ithalatı ise %74 artışla 33.4 milyon dolardır
(Civaner, 2004). Türkiye
işlenmemiş balık ithal ederken işlenmiş balık,
yumuşakçalar ve kabuklular ihraç etmektedir.
İhracatımızın %70-80’i AB ülkelerine yapılmakta
ikinci sırada ise Japonya gelmektedir (Çelikkale,
1999b). Avrupa’da balık avcılığı “İzin Verilen
Toplam Avlanabilir Balık Miktarı”na göre
yapılmaktadır. 2000 yılında avlanan balık miktarı
önceki yıla göre %4 oranında azalmıştır. Bu düşüşün
devam etmesi beklenmektedir (Civaner, 2004). AB
ülkelerinin sayı sının artması ve avcılığın azalması
dolayısıyla ülkemizin işlenmişmürünleri ihracat
potansiyeli de artmaktadır.
Yine Uzakdoğu ülkelerinden olan Çin’e ihracatımız
bir önceki yıla göre dört kat

Şekil 4.
Yetiştiricilik yapılan türler (Anonim,
2004)artmıştır. Çin, Türkiye için önemli bir pazar
olabilir. Ancak işlenmemiş balık ihtiyacımızı
karşılamak için bazı önlemlerin alınması
gerekmektedir. Bu açığın yetiştiricilik yoluyla
sağlanması mümkün görülmektedir.Atatürk Barajı başta
olmak üzere Güney Doğu Anadolu bölgesinin su hacmi
Marmara denizinin üçte biri kadardır (220.000 ha),
ancaküretim son derece az, yetiştiricilik de yok
denecek seviyededir. Bu alanın yalnızca bir kısmı
kültür balıkçılığı için kullanılabilecek olsa bile
bu potansiye lin üretime kazandırılması hem balık
üretimine önemli bir katkı yapacak hem bölgenin
istihdam ve protein ihtiyacı nı önemli ölçüde
karşılayacak hem de, ülke ekonomisine büyük katkı
sağlayacaktır. Bu amaçla baraj gölü ve
göletlerde tilapia (Oreochromis spp.), Turna balığı
(Esox lucius), Avrupa yılan balığı (Siluris glanis),
yılan balığı (Anguilla anguilla), (Memiş vd., 2002),
Dikenli yılan balığı (Mastacembelus
simack)
vb. balık türlerinin kültürü nün yapılabilme
olanakları araştırılmalıdır. GAP Bölgesi’nde
yapılacak bu tip araştırmalar sonucu halen yaklaşık
900 ton/yıl olan üretimin avcılık yolu ile yaklaşık
10.000 ton/yıl, yetiştiricilik ile 12.000 ton/yıl ve
toplam olarak yaklaşık 22.000 ton/yıl kapasiteye
ulaşması mümkün görülmektedir. Bu da Türkiye toplam
üretiminin yaklaşık %
4’ü, içsu üretiminin ise %25’i, yetiştiriciliğin ise
%15’i kadardır (Aydın
ve ark.
2005). Görüldüğü gibi ülkemizin deniz ve İçsularında
su ürünleri avcılığı ve yetiştiriciliği potansiyeli
oldukça yüksektir. Bu potansiyelden sürdürüle bilir
şekildefaydalanabilmek için başta çevre kirliliğine
karşı önlemlerin alınması gerekmektedir.
Balıkçılığın en önemli
tehditlerinden birisi olan
ve balık stoklarının
azalmasına neden olan
yavru balıkların
avlanmasının önüne
geçilmelidir. Kültür balıkçılığına uygun olan
içsularımızda ve baraj göllerimizde üretim
yöntemlerinin tanıtılması ve teşvik edilmesi
gerekmektedir. İçsularımızda mevcut olan balık
türlerinin geliştirilmesi, mevcut olmayan
ekonomik türlerin, mevcut faunaya zarar vermeyecek
şekilde adaptasyonunun sağlanması da ülkemiz su
ürünleri
yetiştiriciliğine katkıda bulunacaktır.
AMATÖR BALIKÇILIK
Amatör balıkçılığın temeli
oltayla avlanmaya dayanır. Ama
zıpkınla ve elle de balık avlanabilir. Bugün en
yaygın olta tipi, kamışlı oltalardır. Bu oltalarla
yemi daha uzağa fırlatmak ve kıyadan daha uzak
sularda balık yakalamak mümkündür. Kamışlı oltalar
değişik malzemelerden yapılır. En çok bambu, ince
çelik borular ya da cam elyaf kullanılır. Kamışın
ucu ince, sap bölümü daha kalın yapılır. Misina,
kamışın ucundan sapına kadar aralıklı olarak
tutturulmuş halkaların içinden geçirilir ve sap
bölümündeki bir makaraya sarılır.
Tatlı Su Balıkçılığı
Makaralı oltalar bulunmadan önce, misina bir mantar
ya da tahta parçasına elle sarılırdı. Balık oltaya
takıldığında balıkçı seri hareketlerle balığı kıyıya
çekerdi. Ama bu tür avlanma kolay değildi, misinanın
dolaşması, düğüm olması gibi sorunlar yaşanırdı.
Oysa makaralı oltayla avlanmak çok kolaydır. Makara
misinanın sarılmasını ve gerekirse gevşetilmesini
kolaylaştırmıştır. Örneğin oltaya yakalanan balık
sert hareketlerle direnirse makaradaki misina
boşaltılarak balığa yol verilir. Balığın yorulup
hareketlerinde yavaşlama görülünce, misina yeniden
makaraya sarılarak balık çekilir. Ama makaralı
oltayla balık avlarken, misinayı ne zaman boşaltıp
ne zaman makaraya saracağını bilmek gerekir. Ayrıca
misinanın da bir dayanma gücü vardır. Hızlı bir
akıntıda balığın çekiş gücü karşısında bunu da
hesaba katmak gerekir. Büyük bir balık
yakalandığında, onun direnme gücünü kırmak için
arada bir misinayı gevşetmek ve balığa yol vermek
gerekir. Bunun sonucunda yorulan balık daha kolay
çekilebilir.
Avlanmanın önemli noktalarından biri, uygun olta
iğnesi seçmektir. Avlanacak balığa göre, değişik
büyüklük ve biçimlerde iğneler vardır. Ama bütün
olta iğnelerinin ucunda, balığın ağzına saplandıktan
sonra çıkmasını engelleyen bir damak (çengel)
vardır. İğnelerin sapında da genellikle bir halka
bulunur. Hayvan bağırsağından, naylon ya da çelik
telden yapılmış "köstek" bu halkadan geçirilerek
iğneye bağlanır.
Balıklar çeşitli yemlerle avlanır. Canlı ya da
cansız yemler, iğnenin ucundaki damağa geçirilir.
Balığın doğal besini olan böcekler, solucanlar,
küçük kurbağalar ya da avlanacak balığa göre çok
küçük balıklar, en çok kullanılan canlı yemlerdir.
Cansız yem olarak ise hamur, ekmek içi, haşlanmış
buğday, peynir gibi yiyecekler ya da tüy parçası,
yapay sinek gibi yapay yemler kullanılır.
Oltayla balık avlamak ustalık ister. Avlanacak
balığın bulunabileceği yeri, suyun yüzeyinde ya da
dibinde mi olduğunu bilmek gerekir. Öte yandan
oltayı balığın yem aradığı yere atabilmek ya da
indirebilmek gerekir. Örneğin sombalığı ve alabalık
dışındaki bütün tatlı su balıklarını avlamak için
olta dibe bırakılır. Sombalığı, alabalık,
gölgebalığı, tatlı su kefali ve kızılkanat avlamada
yaygın olarak sinek oltası kullanılır. Yapay sineği
uzağa atabilmek için kamışın çok esnek olması,
ucunda da kalınca bir misina bulunması gerekir.
Oltanın ucuna bağırsak ya da naylondan yapılmış 2-3
metre uzunluğunda bir beden, bedenin ucundaki iğneye
de tüy parçaları, kürk, ipek ve parlak tellerden
yapılmış yapay sinek bağlanır.
Amatör
Deniz Balıkçılığı
Amatör deniz balıkçılığında da tatlı su
balıkçılığında kullanılan olta takımlarının
hemen aynısı kullanılır. Ama kamış ve misinaların
daha sağlam olması gekekir.
Oltanın iyice derine inebilmesi için daha ağır
kurşunlar (iskandil) ve iri balıkları da
yakalayabilmek için daha büyük iğneler
kullanılmalıdır. Dipte ya da dibe yakın
derinliklerde yaşayan mezgit, morina ve
yassıbalıkları avlamak için yem olarak karides,
midye ve solucan tercih edilir. Uskumru ve lüfer
ise, hareket halindeki tekneden kaşıkla ya da doğal
yemle tutulur.
Deniz balıkçılığında köstekli olta da çok kullanılan
olta tiplerinden biridir. Bu oltanın ucundaki
iskandilli bedenine, belirli aralıklarla pirinç
telden yapılmış köstekler bağlanır. Bu oltanın adı
da bu kösteklerden gelir. Kösteklere kısa misinalar,
misinaların ucuna da iğneler takılır. Köstekli
oltayla balık avlamada canlı yemler kullanılır.
Avlanma sırasında olta gergin tutulur ve balık yeme
atladığı anda olta hafifçe silkelenerek balığın
iğneyi yutması sağlanır. Sonra balığın iğneden
kurtulmasına fırsat vermeden hızla çekilir.
Denizlerde balık avlamada çok yaygın olarak
kullanılan çapari de bir tür köstekli oltadır. Ama
çaparide canlı yem kullanılmaz, onun yerine
genellikle hindi, kaz ve tavuk tüyü gibi yapay
yemlerden yararlanılır. Çapari, bir olta (makaraya
ya da mantara sarılmış misina), misinanın
dolaşmasını engelleyen bir fırdöndü, fırdöndüden
iskandile kadar uzanan ve gene misinadan yapılan bir
beden ile en uçtaki iskandilden oluşur. Bedenin
üzerine, belirli aralıklarla, uçlarına iğne takılmış
kısa misina parçalarından köstekler bağlanır.
İstavrit gibi küçük balıkları avlamada 10 köstekli
(10 iğneli) bir çapari yeterlidir. Ama çaparideki
köstek sayısı palamut avında 35'e, torik ve kofana
denen iri palamut ve lüfer avında 55'e kadar çıkar.
Kılıçbalığı, orkinos ve tarpon gibi, bazılarının
ağırlığı yarım tonu bulan büyük deniz balıkları da
hareketli bir tekneden oltayla avlanabilir. Bunun
için çok kalın ve sağlam bir kamış ve uzunluğu en az
360 metre olan misina gerekir. Bu tür avlanmada
balıkçı kamışın ucunu, beline taktığı özel bir
kemere oturtur. Oltaya yakalanan bu kadar ağır
balıkları çekmek ve onların direnme gücüne karşı
koyabilmek kolay değildir. Onun için yakalanan balık
yoruluncaya kadar tekneyle izlenir. Uzun bir süre
yol alındıktan sonra balıkçı misinayı makaraya
sararak balığı tekneye yaklaştırır. Yakalanan balık
ya tekneye alınır ya da teknenin yedeğinde limana
kadar çekilir.
Ernest Hemingway’in Yaşlı Adam ve Deniz adlı
romanında, oltayla büyüm bir balık yakalayan yaşlı
bir balıkçının, bu balığı kıyıya çekebilmek için
verdiği mücadele ayrıntılarıyla anlatılmıştır.
Ticari Balıkçılık Yöntemleri
Deniz balıklarının bazıları su yüzeyine yakın
yaşarlar ve bunlara yüzey balığı denir. Örneğin
ringa,
sardalye,
hamsi,
orkinos ve
uskumru yüzey balıklarıdır. Deniz dibine yakın
ve dipte yaşayan balıklara da dip balığı adı
verilir. Dip balıklarına örnek olarak
morina,
mezgit,
berlam ve
bütün yassı balıklar verilebilir.
Ticari amaçla yapılan balıkçılığın temeli
ağla avlanmaya dayanır. Avlanmada balığın
özelliğine, yaşadığı suyun derinliğine göre değişik
ağlar kullanılır. Yaygın olarak kullanılan ağların
başında
trol ağı gelir. Trol ağı, külah biçiminde büyük
bir torbaya benzer ve ağzı yaklaşık 30 metre
genişliğindedir. Ağ atılırken ağzı açık tutmak için
her iki yanına tahta levhalar yerleştirilir. "Kapı"
denen bu tahta levhalar da çelik kablolarla trol
teknesine bağlanır. Deniz dibinin engebeli olmadığı
yerlerde dip balıklarını avlamak için genellikle dip
trolü kullanılır. Trol teknesinden denize bırakılan
trol ağı, tekneyle sürüklenir ve ağ deniz dibini
tarayarak yolunun üzerindeki balıkları toplar. Ağı
sürükleme işi 1,5-3 saat kadar sürer. Sonra ağ bir
vinç yardımıyla çekilir ve içindeki balıklar tekneye
boşaltılır. Balıklar temizlenip yıkandıktan sonra,
teknenin ambarında buzların arasına gömülerek
saklanır. Bazı büyük ve gelişmiş trol teknelerinde
balıklar temizlendikten sonra soğutma aygıtlarında
dondurulur. Bu tür tekneler denizde daha uzun süre
kalıp avlanmaya devam edebilir.
Bazı dip balıklarını avlamada kullanılan
yöntemlerden biri de
paraketedir. Kalın bir misina (olta ipi) olan
paraketenin üzerinde aralıklı olarak dizilmiş
1.000'e yakın yemli iğne bulunur. Avlanma sırasında
parakete deniz dibine bırakılır ve yeri
şamandıralarla belirlenir. Parakete 24 saate bir
denizden çekilerek yakalanan balıklar alınır ve
iğnelerine yeniden yem takılır. Orkinos gibi bazı
yüzey balıkları ise şamandıralara bağlanan su üstü
paraketeleriyle yakalanır. Dip balıklarının
yakalanmasında çevirme ağları da kullanılır. Bu
avlanma biçiminde önce balığın yoğun olduğu bölge
ağlarla çevrilir, sonra balıklar ağın torba
biçimindeki bölümüne doğru sürülür.
Yüzey balıklarının avlanmasında gırgır ve orta su
trolü en çok kullanılan avlanma biçimleridir.
Gırgırla avlanmada, balık sürüsü, suya dik indirilen
ağla çevrilir. Daha sonra ağın alt bölümü, halatları
çekilerek büzülüp kapatılır. Bir vinç yardımıyla
gırgır teknesine çekilen ağın içindeki balıklar
büyük kepçelerle ya da suyla pompalanarak tekneye
alınır. Orta su trolünde ise, dip trolündekinden
daha büyük bir ağ balıkların bulunduğu derinliğe
bırakılır ve bir ya da iki tekneyle çekilir.
Deniz balıklarını avlamada kullanılan en eski
yöntemlerden biri de
dalyandır. Bu yöntem ilkçağlardan beri
kullanılmıştır. Yakın tarihe kadar İstanbul'da
Fenerbahçe ve Beykoz gibi pek çok yerde dalyanlar
kurulurdu. Bu yöntemde, kıyıya yakın yerlerde ağla
çevrili havuzlar oluşturulur. Havuzların ağzı açık
bırakılır ve dalyanın içine balık girdiğinde ağız
kısmı başka bir ağla kapatılır. Dalyandaki balıklar
başka bir ağla toplanarak tekneye alınır.
Balıkların Değerlendirilmesi
Balıkçıların yakaladığı balıklar çeşitli biçimlerde
değerlendirilir. Taze olarak tüketilecek balıklar,
ya kıyıya gelir gelmez müşterilere satılır ya da
buzlarla kasalara yerleştirilerek iç bölgelere
gönderilir. Balıklar dilimlendikten ya da fileto
çıkarıldıktan sonra dondurularak özel ambalajlar
içinde satılır. Özellikle sardalye, orkinos
(tonbalığı), hamsi ve sombalığı
konserve olarak işlenir.
Bazı ülkelerde ringa, morina ve mezgit tütsülenerek
saklanır.
Türkiye'de torik denen iri palamutlar iyice
temizlenip tuzlanarak lakerda yapılır. Uskumru ise
tuzlanıp güneşte kurutulduktan sonra çiroz halinde
tüketilir. Hamsi gibi bazı balıklar
pişirilip öğütülerek un haline getirilir. Balık unu
çiftlik hayvanları için yem olarak ya da gübre
olarak kullanılır.
Bazı balık türlerinin pullarından yapay inci ve
sedef yapılır. Köpekbalığı ve morina derisi çanta,
ayakkabı ile eldiven yapımında kullanılır; ayrıca
tutkal elde edilir. Morinanın karaciğerinden
çıkarılan yağ ilaç sanayisinde değerlendirilir.
Balık Üretimi
Çinliler İÖ 3000 yıllarında, tuzlu su
doldurulmuş havuzlarda kefal üretiyorlardı.
Eski Romalılar da havuz ve akvaryumlarda sazan
ve tatlı su kefali yetiştiriyorlardı. Bu yöntemlerle
balık yetiştirme ortaçağın sonlarına kadar
sürdürüldü, ama bu tarihlerde terk edildi. Ancak
19. yüzyılda,
Fransız hükümetinin balık üretimini
başlatmasıyla yeniden gündeme gelebildi.
Bugün dünyanın birçok ülkesinde, sofrada tüketilmek
üzere büyük çapta balık üretimi yapılmaktadır.
Havuzlarda en çok sazan, alabalık ve sombalığı
üretilir. Havuzlarda ayrıca soyu azalan balık
türleri de yetiştirilmektedir. Tatlı su balıklarının
üretiminde iki ayrı yöntem uygulanır. Örneğin sazan,
besinini sudaki doğal ortamdan sağlayabileceği büyük
göletlerde üretilir. Alabalık üretiminde, dar ve
uzun ya da yuvarlak bir havuzdaki küçük bir alanda
çok balık bir arada tutularak daha iyi sonuç alınır.
Ama bu havuzlarda balıkların yemle beslenmesi ve
gerekli oksijeni sağlayabilmek içinde suyun belirli
aralıklarla değiştirilmesi gerekir. Başta Japonya
olmak üzere çeşitli ülkelerde tuzlu su balıkları
için denizlerde de üretim çiftlikleri kurulmuştur.
İstiridye, midye ve pavurya gibi öbür deniz
hayvanları da bazı kıyı sularında
yetiştirilmektedir. Doğal yolla üremiş larvalar ya
da deniz üretim çiftliğinde yetiştirilmiş yavrular,
uygun koşullara sahip bir ortama bırakıldığında
çoğalabilir. Bazı Uzakdoğu ülkelerindeki deniz
çiftliklerinde büyük çapta teke ve karides üretilir.
KAYNAKLAR
Anonim. 2003.
Avrupa Birliği Ortak Balıkçılık
Politikası ve Türkiye’nin Durumu.
İktisadi Kalkınma Vakfı.
Yayın No:18.
93 sayfa.
Anonim, 2004.
Su Ürünleri İstatistikleri.
T.C.
Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü
verileri, Ankara. (Yayınlanmamıştır).
Anonim, 2005a.
European Inland Fisheries
Advisory Commission.
http://www.fao.org/
DOCREP/ MEETING/004/Y3759E/Y3759E00.
Anonim. 2005b.
Avrupa Birliği İle Katılım
Müzakereleri Rehberi.
İktisadi
Kalkınma Vakfı.
Yayın No:184.
464
sayfa.
Anonim, 2005c.www.sumae.gov.tr/enstitu/basin02.htm
Aras, M. S., Bircan, R. ve Aras, N.M. 1997.
Genel Su Ürünleri ve Balık Üretim
Esasları.
Atatürk Üniversitesi Ziraat
Fakültesi Yayınları,
Yayın No:173.
286
sayfa.
Aydın, G., Köksal, N., Demir, S., Bekcan, M.
Kırkağaç, E., Gözgözoğlu, S., Erbaş, H.,
Deniz, Ö. ve Maltaş, H. 2005. Su
Ürünleri Yetiştiriciliği ve Politikalar.
http://www.zmo.org.tr/etkinlikler/6tk05/039fikriay
din.pdf
Bozkurt, R. 1994.
Atatürk Baraj Gölü ve Baraj
Gölüne Dökülen Derelerdeki Balıkların
|