"Captain" (Albay)
kelimesi saxonların baş veya şef anlamındaki "Caput"
kelimesi ile bir şeref ünvanı olan "thane" den
türemiştir. Caputhane-Captain olarak şekillenmiştir.
"Ship" (Gemi) kelimesi İskandinav dilindeki "schiffe"
den gelir. Hollanda dilinde ise Albay'ın karşılığı
olan schipper İngilizce'de Skipper'e dönüşmüştür.
Önceleri donanma
gemilerine Captain'ler (Alb.) değil, "Batsuen"ler
tarafından kumanda edilirdi.Saxon dilinde "Swein"
genç kuşak veya hizmetkar, "Bat" ise bot demekti, bu
iki kelimenin birleşmesinden ise "Gemiyi yöneten"
anlamındaki "boatswain" (Porsun) kelimesi doğmuştu.
Batsuen'ler gemiyi
kıçtan bir dümenle değil, geminin sağ yanındaki bir
"paddle" (kısa kürek) ile idare ederlerdi. "Paddle"
,İskandinav dillerindeki "bord" ile birleşerek eski
İngilizce'de "steering paddle" ,yeni İngilizce'de
Starboard (Sancak tarafı) halini almıştır. Geminin
sol tarafı ise yükleme için kullanılırdı. Bu tarafa
da "Ladeboard" (Yükleme tarafı) denirdi.
Ancak "Starboard"
ve "Ladeboard" kelimeleri birbirlerine çok benzediği
için karıştırmamak amacıyla "Ladeboard" kelimesinin
yerini port (Liman) kelimesi aldı, çünkü bu taraf
daima liman yönünde kalıyordu. Daha sonraları Viking
dili ve eski İngilizce'deki "steobord" yerini Anglo
Saxonca'da (yöneten) anlamına gelen "rother"
kelimesine bıraktı, bu kelimede l3.asırda dile "rudder"
(dümen) olarak yerleşti.
Tarihçiler "crew"
(mürettebat) kelimesinin nereden türediğinden emin
değildirler, ancak bunun eski bir Norman kelimesi
olan ve artmak anlamına gelen ve aynı zamanda "recruit"e
(orduya veya donanmaya asker kaydetmek) çok benzeyen
"acrue" kelimelerinden doğduğunu zannetmektedirler.
"Mess" (yemekhane - tabldot) kelimesinin nereden
geldiği ise bellidir. "Mensa" Latincede masa
demektir. İspanyolca'daki "Mesa" Gotik dilindeki '`Mes"
ise (tabak - çanak - yemek) anlamındadır.
Pek çokları "Landluber"
(karada ikamet eden) kelimesinin, Landlover (karayı
seven) kelimesinin dejenere olmuş şekli olduğunu
düşünür. Oysa "Lubber" Anglo Saxon dilinde yavaş,
tembel ve tecrübesiz kimse anlamına gelen "Lobbe"den
gelir. Kelimenin amacı bir kimsenin karada olsâ bile
beceriksiz olacağını tanımlamaktadır.
Gemiye ait
terimlerden biri olan "gangway" (iskele tahtası -
geçit)Anglo Saxonca'daki "gang" (gitmek, geçit
yapmak) kelimesinden gelir.
"Forecastle" (Baş
kasarası) esas olarak kale anlamındadır. Onikinci
Asırda Normadiya gemilerinin baş ve kıç taraflarında
savaşı idare ettikleri ahşap bölümleri vardı. Bu
bölümler karadaki kalelerin savunma amacıyla inşa
edilmiş kulelerine benzerdi. Bu gemilerdeki "Forecastle"
kelimesi de böylece türemişti.
"Anchor (demir -
çapa) Çinliler tarafından M.Ö. 2000 yılında
keşfedildi. Ancak kelime Yunanca'daki "hook" veya "crook"
(kanca) kelimesinden gelîr. "Oar" (kürek) tarihin
ilk çağlarından beri kullanılır. Ancak kelime orta
çağda kullanılan "Ayr" kelimesinden gelir.
"Sickbay" (gemi
reviri) esas olarak "Sick berth" (hasta yatağı)
olarak kullanılırdı. Bu deyimin 1789 yıllarında Lord.St.Vincent
tarafından kullanıldığı sanılmaktadır. 1800 lerde
burası bir bölme ile ayrılınca kelime "sickbay"
olarak değişti.
"Fathom" kelimesi
ise, Latincedeki, kolları altı feet ölçüye denk
getirecek şekilde uzatmak anlamına gelen "patene"
kelimesinin Anglo Saxonca'daki "faethom"a, oradan da
"fathom"a (kulaç) dönüşmesiyle meydana gelmiştir.
"Binnacle" (Pusula
Dolabı) esas olarak "bittacle" (haritalar, lamba,
mum vb. gibi araçların durduğu dolap) kelimesinden
türemiştir. "Chart" (Deniz Haritası) eski
Yunanca'daki bir nevi papirüs anlamına gelen "Charte"den
gelir. İngilizler ise haritalara "Scacards" (Seacards
- Deniz Kartları) derlerdi. Kargo kelimesi ise
Latincede yük anlamındaki "carga"dan türemiştir.
Günlük denizcilik
dilindeki "Ahoy", Vikinglerin "Aye Aye" nidalarından
gelir, Eski İngilizcede "Aye" evet anlamında
kullanılırdı. "Fleet" (donanma) kelimesinin aslı ise
eski İngilizcede Float - Su üstünde duran
anlamındaki "fleotan" kelimesidir.
"Cruiser" kruvazör
de Hollanda dilinde (çaprazlama geçmek) anlamındaki
"kruise"den gelir. Hollanda gemilerinin korsanlığa
başlayıp nakliye yollarını çaprazlama kesmeleriyle
dile girmiş, zig zag seyir yapmaya "kruise - cross"
denmeye başlanmıştır. Yüzlerce sene bu deyim "criss
cross sailing" birbirini kesen anlamında
kullanılmıştır.
Her denizci "Jacob's
Ladder" tabirini bilir. Tahta basamakları olan ve ip
veya kablolarla yapılmış olan bir merdiven atılarak
küçük teknelerden gemiye binilmesi için
kullanılırdı. Adını İncil'deki bir öyküden almıştır.
Öyküye göre Jacob (Yakup Peygamber) rüyasında bir
merdivene tırmandığını ve merdivenin sonunda cennete
eriştiğini görmüştür. Dolayısıyla buna Yakubun
Merdiveni "Jacobs Ladder" (şeytan çarmıhı)
denmiştir.
Diğer ilginç bir
kaynak terim de "dead reckoning" (parakete seyri)dir.
Onyedinci ve onsekizinci asırlarda görmeden mevki
hesaplamaya mantık ile hesaplama yapmak "deduced
reckoning" denirdi. Daha sonraları kelime kısaltması
yapılarak bu deyim "ded reckoning"e dönüşmüş, imlası
daha sonra da "dead" olarak geçmiş ve terim "dead
reckoning" olarak kalmıştır.
İspanyolca'dan pek
çok deniz terimi türemiştir. İspanyolca "estivador"dan
"stevedore" yani (kargoistif eden) kelimesi gelir.
Kargo yüklendikten sonra gemi "weigh anchor" eder.
Bu da Anglo Saxonca'daki (taşımak - nakletmek)
anlamındaki "wegan"dan gelir.
Denizle ilgili
geleneklerde İngiliz yaşam tarzının çok etkisi
olmuş, denizcilik terimleri ve adetleri hergünkü
konuşma ve alışkanlıklarımıza girmiştir. Ancak pek
azımız kullandığımız pek çok kelimenin bir zamanlar
denizcilik terimleri olduğunu biliriz.
"Making money hand
over fist" (el el üstünde para yapmak) deyimi de
yine denizden gelir. Onbeşinci asırdan sonra pek çok
gemi ana serenlere tırmanan pek çok ip merdiven ile
donanmıştı. Ancak yelkenler dolandığında bu
merdivenler mürettebatın işine yaramıyordu. Sonuç
olarak bunlar büyük iplere sarılarak el el üstünde
güverteye inerlerdi. Bu süratli iniş şekli "Hand
Over Hand", "Hand Over Fist" yani el el üstünde veya
el yumruk üstünde anlamını doğurdu ki bu da (süratli
gelişme) anlamında kullanılmaktadır.
"Knock off work"
işi bırakmak deyimi de esir kadırgalarından
doğmuştur. Kürekçilerin bir aletle (kürek
çekmelerini sağlamak için) tahta üstünde bir ritm
tutturulmuştu. Dinlenme veya nöbet değiştirme
zamanında özel bir vuruş yapılırdı. Bunun "knock off
Work" anlamına geldiği anlaşılırdı.
"Son of a gun" da
eşlerin kocaları ile birlikte seyire çıktıkları
tarihlerden kalan bir denizcilik terimidir. Seyir
sırasında doğum olacağı zaman özellikle zor
doğumlarda, topların bordadan atış yapmalarının
doğumu hızlandıracağına inanılırdı. Dolayısıyla yeni
doğan çocuğa "Son of a gun" (Top çocuğu) denirdi.
"Opportune" yani
"Elverişli, uygun bir an" dan söz ederiz. Ancak
bunun Romalılar zamanına kadar giden bir deııizcilik
terimi olduğunu bilmeyiz. Her yıl Ağustos'un
17'sinde Romalılar Limanları koruyan tanrı
Portunus'un onuruna bir ziyafet düzenlerlerdi.
Portunus adı Latincedeki "Portus" (Liman)
kelimesinden, "Opportune" kelimesi Latince "Ob"
(Önce) ve "Portus" (Liman) kelimesinden, "Obportus"
yani (Limandan önce) kelimelerinin birleşmesinden
meydana geldi. Geminin limanın agzında olması bir "Opportune
Moment" (veya Mutlu bir an)dı.
"Alloof" (Soguk
davranış) da denizcilik terimidir. Hollanda
dilindeki "a" (........ya dogru) ve "Loef" (Geminin
rüzgara döndürülüp kıyıdan uzaklaşması)
kelimelerinin birleşmesinden meydana gelir.
"Antenna" (Anten)
kelimesi de denizcilik kökenlidir. Hristiyanlıktan
çok önce gemi yapımcıları gemiler için ince ince
işlenmiş donanımlar yaparlardı. Yunanlılar
serenlerin yatay kollarından yelkenli sarkıtma
sistemini getirmişlerdi. Buna (Germek) anlamına
gelen özel bir isim verildi. Romalılar bu donanım
sistemini benimsediler ve buna "Antenna" (Anten)
adını verdiler.
Söz donanımdan
açılmışken bununla ilgili diğer bir deyimi de
açıklamak gerekir. Eski günlerde gemilerin çoğunda
yüzlerce halat bulunurdu, bu halatların gamba
almamış olarak bulundurulması zorunluluğu vardı. Her
geminin kaptanı da gemisindeki halatların durumundan
yakından ilgilenir ve bunu gurur meselesi yapardı.
Gemide işler gevşek olduğu zaman mürettebata bu
halatları onarma görevi verilirdi. Yapacak önemli
bir işi olmayan kimseler için "at loose ends"
(Boşta) tabirinin kullanılması da buradan
gelmektedir.
Yukarıda
İspanyolca'dan kargo istifleyen anlamındaki "stevedore"
kelimesini aldığımızdan söz etmiştik. Kargonun
sımsıkı yerleştirilmesi gerektiği için Fransızlar "arrange"
(düzenlemek) kelimesine yakın olan "arrumage"
kelimesini kullanırlardı. Ancak limana varıldığında
hasara uğramış mallar olurdu. Kalitesi düşmüş bu
mallara "Rummage" (alt üst olmuş) denilirdi. Buradan
da "rummage sales" (Yoksullar için arta kalan
malların satışı) denilirdi.
Acil durum ve lüks
malzeme alımı için bir yere para ayrılması deyimi de
denizcilik kökenlidir. Eski zamanlarda gemilerde
soğutma sistemi yoktu. Tuzlanmış domuz eti de uzun
seyirlere çıkarken alınabilecek yegane et ürünüydü.
Depolarda saklanan domuz eti bol miktarda yağ
üretiyordu. Bu yağın bir kısmı direkleri yağlamak
için kullanılırdı. Gemi limana vardığında yağın bir
kısmı da sabun yapımı için satılır, hasılatı ile de
mürettebata lüks malzemesi alınırdı. Bu gün
kullandığımız "slush fund" (hasılat fonu) terimi de
böyle doğdu.
Eski zamanlarda
uzun seyirlere çıkarken denizcilerin bir sorunu da
yiyecek depolamaktı. Yanlarına aldıkları bir süre
sonra küflenip yenmez hale gelirdi. Romalı bir
fırıncı ekmeği uzun yolculuklarda bozulmadan
saklayabilecek bir usül keşfetti. Buna Latincede "bis-coctus"
(iki kere pişen) dendi. Bu deyimden de bisküvi
kelimesi doğdu.
Bir de hepimizin
kullandığı "bitter - end" (Acı son) tabiri vardır.
Eski İngiliz gemileri "bitt" (bite) olarak bilinen
bir cihazla donanırlardı. Bu baltaya takılmış bir
kütüktü. Bunun etrafına da geniş bir kablo
dolanırdı. Kablonun bir ucu biteye diğer ucuda
demire bağlanırdı. Gemiyi sürüklenmeye karşı tutan
bu kablo bazen kısa gelir, geminin sürüklenmesine ve
tehlikeli durumların ortaya çıkmasına neden olurdu.
Denizcilerde buna "bitter end" derlerdi ki; bu gün,
acı sonuçlar veren anlamındaki bu deyimi sık sık
kullanmaktayız.
Görüldüğü gibi
denizcilik terimleri çok ilginçtir, öyküleri ise
bunları daha da ilginç yapar.