Bir kulakcık ve karıncıktan meydana gelen
yüreklerinde daima kirli kan bulunur.
Yürekten çıkan kirli kan solungaçlarda
temizlendiğinden, vücutta temiz kan dolaşır.
Ağızdan alınan su, solungaçlardan dışarı
atılırken suda çözülmüş oksijen, osmozla
kana verilir. Bu arada suda bulunan besinler
ise yutulur.
Köpek balıklarında
su hem ağızdan hem de ilk solungaç
yarığından alınır. Tuzlu su balıkları su
içtikleri halde, tatlı su balıkları su
içmezler. Gerekli su ihtiyaçlarını solungaç
zarlarından osmozla
alırlar. Deniz balıkları içtikleri suyun
tuzunu
böbrekle değil, solungaçları ile ayırır.
Balıklarda göğüs ve karın yüzgeçleri
çift, sırt, kuyruk ve anal yüzgeçleri
tektir. Tek yüzgeçler nadiren birden fazla
olsalar da simetrik çiftler meydana
getirmezler.
Uçan balıklar çok gelişmiş olan göğüs
yüzgeçlerini açarak bir-iki dakika su
üstünde uçabilirler. Yaşadığı yerlerde su
kuruduğu zaman balçığa gömülüp
akciğer solunumu
yapabilen, sürünerek gölden
göle geçebilen,
kısa bir süre havada uçabilen, elektrik ve
ışık üretebilen çeşitli balık türleri
mevcuttur. Balıkların pulları birbirleri
üzerine kiremit gibi dizilmiş, kemiksi,
kaygan ve antiseptiktir. Antiseptik mukus
salgısı, üzerine yapışan bakteri ve sporları
yok eder.
Balıkların hareket etmesinde önemli rol
oynayan değişik
kuyruk
tipleri mevcuttur. Çatallanmış kuyruk tipine
“difiserk”, çatallı olup eşit parçalı olana
“homoserk”, köpek balıklarında olduğu gibi
çatalları eş olmayan kuyruk tipine de
“heteroserk” denir.
Balıklar omurgalı canlılar içerisinde sayıca
en fazla olanıdır. Çalışmalarda balık
türünün
40.000 kadar olduğu söylenmektedir.
Balıkların günümüzde sportif ve akvaryumdaki
değeri yanında büyük bir
protein
kaynağı olması ticari değerini
arttırmaktadır. Balıkların yeryüzündeki
dağılımları o kadar geniştir ki, Antartika
sularında, sıcak tropikal sularda, acı
sularda, tatlı sularda, ışığın ulaştığı dağ
derelerinde veya insanların henüz
ulaşamadığı oldukça derin ve karanlık
sularda yaşayabilmektedir. Üç türlü beslenme
görülür: Herbivor
(otçul), karnivor (etçil) ve omnivor (hem et
hem de bitkisel besin yiyenler). Yalnız
çenelerinde değil, bütün ağız boşluklarında
ve yutaklarında sıralanış ve şekil olarak
birbirinden farklı birçok diş bulunur. Bu
genelde beslenme şekillerine göredir.
Bazılarında farinks (yutak) dişleri
gelişmiştir. Yalnız Mersin balıklarında ve
Demetsolungaçlılarda diş bulunmaz.

Duyu Organları
Görme organları
Balıklarda
gözler
yüksek omurgalılara benzer. Kornea daha düz
ve mercek daha yuvarlaktır. Kornea, merceğin
önünde koruyucu bir görev yapar.
İris; kırmızı,
siyah, portakal rengi, mavi, yeşil olabilir.
Balıklarda göz yapısı, yaşadıkları çevreye
uygun bir özellik arz eder. Işığın kolay
geçtiği temiz sularda yaşayanlar iyi görür
ve renkleri ayırt ederler. Derinde
yaşayanlarda gözler oldukça büyük olup,
ışığın zayıf olarak ulaştığı daha derinlerde
teleskop gözlü olanlarına da rastlanır.
Bulanık sularda yaşayan balıklarda ise
gözler küçülmüştür. Kör mağara balıklarında
gözler görev yapmaz. Işık olmadığından
gözlere ihtiyaç duymazlar. Balıklarda
gözyaşı bezi ve gözkapağı bulunmaz. Yalnız
Raja balıklarında üstten gelen ışığa karşı
gözü korumak için üzeri pullu kalın bir
kapak vardır. Balıklar dinlenme halinde
yakını görür, uzak için uyum yapar.
Memelilerde durum tersinedir. Bazı dişli
sazanlarda gözler yatay bir bantla ikiye
ayrılmıştır. Üstteki kısım havada, alttaki
kısım suda görmeye yarar. Böyle balıklara
"dört gözlü" denir.
Tat alma organı
Balıklarda tat alma cisimcikleri dudaklarda,
farinkste, burun epitelyde baş derisinde
bıyıkların uçlarında yerleşmiş olduğu gibi
bazılarında da ağız içinde yerleşmiştir.
Balıklarda
dil
yoktur. Olanlarında da gelişmemiştir.
Sazanların ağzı içinde çok kalın kastan
yapılmış yastık şeklinde bir yapı bulunur.
Bu organ tat almaya yarar. Balıklar bazı
maddeleri memelilerden daha iyi ayırt
edebilirler. Sazanlar tatlı, tuzlu, acı suyu
ve asitli ortamı ayırt edebilirler.
Dokunma duyusu
Dokunma
duyusunda bıyıkların rolü büyüktür. Bıyıklar
tat almada etkili olduğu gibi, besin bulma
ve dokunma organı olarak da görev yaparlar.
Balıkların baş,
gövde ve yüzgeç derileri üstünde tomurcuk
veya çukurcuklar halinde küçük duyu
organları mevcuttur. İçlerinde sinir uçları
dallanmış haldedir. Görevleri; yaklaşan
düşmanı, sıcaklık değişimini, besin ve
tuzluluğu hissetmektir. Duyuda yan organın
da etkisi önemlidir. Bazı derin deniz
balıklarının yüzgeç ışınlarında uzamış olan
bazı kısımlarında duygu organları yer
almıştır.
İşitme ve yan
organ (Yanal çizgi)
Balıklarda dış ve orta
kulak
yoktur. İşitme organı bir kapsül içinde
bulunan iç kulaktan ibaret olup, sudaki ses
titreşimlerini idrak eder. Bu işitme
organına “labirent” denir. İşitmede etkili
olduğu gibi, dengenin sağlanmasında, ağırlık
ve yerçekimi tespitinde de önemli rol oynar.
İçlerinde kalsiyum
karbonattan yapılmış “otolit” adı verilen
cisimcikler de bulunur. Bazı balıklarda hava
kesesinin ön kısmının her iki yanında iç
kulakla ilişkili dörder adet kemikcik
bulunur. “Weber cihazı” adını alan bu sistem
ses dalgalarını ve basınç değişimini iç
kulağa ileterek daha iyi işitmeğe yardım
eder. Küçük frekanslı titreşimler, yanal
çizgi sistemiyle idrak edilir. Bu, vücudun
yanlarında derinin altında uzanan içi mukus
dolu bir çift kanaldır. Belirli aralıklarla
bu kanalı pulların arasından veya ortasından
dışarı bağlayan yollar, bu yolların ucunda
içinde sıvı ve
sinir hücreleri
bulunan bir torba vardır. Sudaki titreşimler
bu sıvıya geçerek sinir hücreleri tarafından
idrak edilir. Mesaj daha sonra sinirler
vasıtasıyla beyne iletilir.
Bir başka
balığın hareketinin doğurduğu titreşimleri,
yanındaki balık bu yolla duyar. Yan organ
çok alçak frekanslı titreşimleri idrak edip
işitmeye yardımcı olduğu gibi, su
akıntısının yönünü, sıcaklık ve soğukluk
farklarını da tesbit eder. Yan organ
işitmede de yardımcı olur. Ses ve basınç
dalgalarını tesbit edebilir. Kemikli
balıklarda, vücudun her iki yanında
solungaçlardan kuyruk yüzgecine kadar
uzanır.
İNGİLİZCE

Koku duyusu
Balıklarda
burun
(nostril), solunum için değil, suda çözünmüş
kimyasal maddeleri koklamaya yarayan bir
duyu organıdır. Koku alma kapsülleri üst
çene üzerinde bulunan bir çift (veya bir
adet) burun çukuruna yerleşmiştir. Koku
maddelerini taşıyan su burun deliklerine
girip çıkarken, koklama kapsüllerini
yalayarak sinirleri uyarır. Bu duyu köpek
balıkları gibi bazı balıklarda çok
kuvvetlidir. Köpek balıkları kan kokusunu
yüzlerce metre uzaktan alabilirler.
Yüzme kesesi
Balıkların suda batmadan durmasını sağladığı
için önemlidir. Sindirim kanalının bir
uzantısı olup, sırt tarafta torba
şeklindedir. İçi
CO2,
O2 ve azot gazları ile doludur. Balığın
yoğunluğunu, suyun yoğunluğuna göre ayarlar.
Balık suda batmadan durmak için, içindeki
gazı artırarak keseyi şişirir. Yüzerken
havasını azaltır. Bazı balıklarda yüzme
kesesi ikiye ayrılmıştır. Yüzme kesesi
solunum, hidrostatik görev, ses meydana
getirme ve bazı uyartıları hissetmede de
etkilidir. Bütün balıklarda hava kesesi
bulunmaz. Böyle balıklarda yağlı vücut ve
göğüs yüzgeçleri batmalarına mani olur. Dip
balıklarında ise zaten gereksizdir.
Üreme
Yumurtlama zamanlarında dişi balık, bir kaç
saat içinde dibe binlerce yumurta bırakır.
Erkek, yumurtalar üzerine
sperm
ihtiva eden sıvısını püskürterek yumurtaları
döller. Böyle döllenmeye vücut dışında
cereyan ettiğinden “dış döllenme” denir.
Yumurtadan çıkan yavrular, etraftaki
“plankton” denen küçük organizmaları yiyerek
gelişirler. Köpek balığı gibi bazı
balıklarda döllenme,
dişinin vücudunda olur. Yumurtalar vücud
içinde açıldığından doğuruyormuş hissini
verir. Böyle doğurucu balıklara “ovovivipar”
denir. Zaman zaman bazı balıklar hermofrodit
(erkek ve dişi organa sahip) olurlar.
Uskumru, sazan ve alabalıklarda bu duruma
rastlanır.